shoegal

shoegal’s guide to proffessional shopping

alışveriş yaparken hiç kendinizden geçip ne almaya geldiğinizi unuttuğunuz, saatlerce gezip hiçbir şey alamadığınız, çıldırıp sıfır moralle eve döndüğünüz oldu mu? o zaman bu yazı tam size göre.

alışveriş eylemi aslında hiçbir şey almasanız da (window shopping) keyif verebilen bir şey. lakin gerçekten bir şey “satın almak” amacıyla çıktığınızda paranızı ve zamanınızı en verimli şekilde kullanabilmek için takip edilmesi gereken bir takım öğretiler mevcut.

öncelikle alışveriş yapmayı kafanıza koyduysanız ve ciddi bir alışverişe ihtiyacınız varsa, mümkünse bir günü, olmuyorsa en azından yarım günü bu işe ayırmalısınız. zamanınızın bol olması panik yaparak olmadık şeyler satın almanızı engeller. uygun günü seçtikten sonra yapmanız gereken bir diğer seçim alışveriş merkezi seçimi. satın alacağınız şeylerin en bol çeşitte ve size uyan tarzlarda bir arada bulunduğu bir alışveriş merkezini seçin. aynı gün içinde birden fazla alışveriş merkezi dolaşmak hem ulaşım, otopark ücreti vs açısından maliyetli hem de daha yorucu olacaktır.

ben şahsen alışverişe yalnız çıkmayı seviyorum, size de aynısını öneririm. sevgiliyle alışverişe çıkmanın her iki taraf için de eziyet olduğu zaten malum fakat ben kız arkadaşların da profesyonel bir alışverişte yer almamaları gerektiğini düşünüyorum. neden? öncelikle hiç bakmak istemediğiniz mağazalara sürüklenerek arkadaşınızın denediği kıyafetler üzerinde yorum yaparak ve karar vermesini beklerken korkunç bir vakit kaybedersiniz. ayrıca sizin çok beğendiğiniz fakat arkadaşınızın tarzı olmayan bir aksesuar / kıyafet satın alırken eleştirel ya da burun kıvıran tavırlarla karşılaşıp almak istediğiniz şeyden soğuyabilirsiniz. yalnız olun. yalnız insan daha verimli alışveriş yapar.

evet sonunda alışveriş merkezinin kapısından girip favori mağazalarınıza saldırmaya başladınız. öncelikle konsantre olun. satın almak için evden çıktığınız, ihtiyacınız olan şey neyse sadece ona bakın. ayakkabı almak için çıkıp binlerce

tavsiyem ilk turda hiçbir şey satın almamaya çalışın. tabii alışverişte hepimizin bildiği bir “aşık olma eşiği” vardır, hani böyle bir şey görürüz de “aman tanrım bu benim olmalı benim olmazsa da başka birinin üzerinde görürsem kahrımdan ölürüm” şekli pek şiddetli duygular içine gireriz, işte bu eşiği geçtinizse yapacak bir şey yok, satın alacaksınız elbet. fakat bunun dışındaki durumlar için ilk önce bütün mağazaları gezip bütün seçenekleri görün. bütün seçenekleri gördükten sonra ikinci turda en çok hangisini beğendiğinize karar verip o mağazaya geri dönün ve üzerinizde deneyin. deneme kısmını ikinci tura bırakmanın sebebi de bir şeyi deneyince psikolojik olarak kendimizi onu almak zorunda hissetmemiz. denediniz ve ilk seçeneğiniz beklediğiniz kadar güzel olmadı. o zaman ikinci ve üçüncü seçeneklere yol almalısınız, ikinci tur bunun için var zaten.

bütün bu süreç için en süper mekan olarak istinye park’ı öneriyorum: hem otopark bedava, mağazalar inanılmaz geniş olduğu için çeşitlilik bol, marka sayısı da muazzam.

viva la şopink!

suç ve ceza

ntvmsnbc’de 15 yaşındaki bir çocuktan 85 ykr gasp eden 17 yaşındaki bir çocuğun haberini okudum bugün. hikaye özetle şu: 2 yıldır sokaklarda yaşayan X.Y. (17) ilköğretim öğrencisi A.B. (15)’den “karnım aç” diyerek para istiyor. A.B. üzerinde sadece yol parası olduğunu söyleyerek para vermeye yanaşmayınca X.Y. kendisini bir ara sokağa sürükleyerek üzerindeki 85 ykr’yi gasp ediyor. olay polise ve akabinde mahkemeye intikal edince “nitelikli yağma” suçundan yargılanan sanık(lar, bir de işbirlikçisi varmış) ilk etapta 10 yıl cezaya çarptırılıyor ve bu ceza çeşitli hafifletici sebeplerden 1 yıl 1 aya indiriliyor.

buraya kadar her şey normal. gelin görün ki konu ile ilgili ntvmsnbc’nin ve avukatların tepkisi oldukça yoruma açık. avukatlar bu duruma “çocuklar suç işlediklerinin farkında değiller, yoksulluğun bilinçsizliğin faturası bu çocuklara çıkarılmamalı” şeklinde bir tepki gösterirken ntvmsnbc de bu görüşü desteklediğini attığı başlıkla belli etmiş aslında: “çocuğun yağması bu kadar olur!”.

şimdi yanlış hatırlamıyorsam ben 17 yaşımda neyin legal neyin illegal olduğuna dair bilgi sahibiydim. hadi diyelim bu çocuklar menemen’de sokak çocukları. e yani? 17 yaşındaki bir çocuk hırsızlık yapmanın, adam öldürmenin yasak olduğunu bilmiyor mu? tutarın 85 ykr olması ne değiştirir? ben bu tip olaylarda hümanist görünmek adına bazen saçmalanabildiğini düşünüyorum. 17 yaşında bir çocuk 15 yaşındaki bir çocuğu tehdit ederek cebindeki bütün parasını, hatta yol parasını alıyor ve avukatların savunması çocuğun suç işlediğinin farkında olmaması. john cage burada olsa güzelinden bir “pleaaaseee” çekerdi bize.

bu ülkenin sorunlarının bu boyutlara gelmesinin, sokakta rahat araba kullanılamamasının, turistlere tecavüz edilmesinin sebebi zaten suç ve ceza yani adalet sisteminin çöküntülerde olmasıdır. insanlar ceza almaktan, polisten korkmaz oldular. gasp suçu işleyen 17 yaşındaki çocukların “sabıkalı” olarak damgalandıkları ve hayatları boyu bu yükü taşıdıkları söyleniyor. damgalanmasın da ne yapsın? 15 yaşında yol parası gasp edilen çocuğun geçirdiği travma neden göz ardı ediliyor? bir insan işlediği suça karşılık bir ceza alacağını 17 yaşında öğrenmezse ne zaman öğrenir?

bir de böyle durumlarda suçu eğitim sistemine falan atma eğilimi var sempatik görünme endişesi içindeki medyada. ben de o zaman şu soruyu soruyorum: aynı sınıfta öğrenim gören 40 çocuktan neden sadece bir tanesi hırsız oluyor? diğerlerinden farkı ne? hırsızlığın suç olduğunu bilmeyen çocuk adam öldürmenin de suç olduğunu bilmiyor mudur mesela?

abd’de 16 yaşını dolduran bireylere ehliyet veriyorlar biz hala 17 yaşındaki hırsızları “çocuk” kisvesi altında savunuyoruz.

konu adalet olduğu zaman hümanist olamıyorum maalesef. hiçbir suç cezasız kalmamalı.

plaza woman, walking down the street

öğrencilik hayatım boyu çalışıp kendi paramı kazanmanın ne kadar muhteşem bir şey olduğunu düşünürken iş dünyası hep çok uzak ve olağanüstü gelirdi. herkesin profesyonel bir şekilde işini yaptığını, sadece işini yaptığını ve çok da iyi yaptığını sanırdım. gel gör ki bu düşüncelerimin büyük bir ilüzyon olduğunu anlamam fazla uzun sürmedi. üç yılı aşkın süredir çalışıyorum ve bu süre içinde onlarca yazılı / yazısız kural öğrendim. bir kısmını kabullendim, bir kısmını ise hazmetmekte hala zorlanıyorum. işte size bir takım iş hayatı öğretileri:

- öncelikle kurumsal bir yerde, kurumsal bir kişisel imaj için almanız gereken önlemler var. erkekler kollarını kaldırdıklarında korkunç görüntüler sergilemekten kaçınmak adına kısa kollu gömlek giymemeli (bu maddenin özellikle yaz aylarında kabus olduğunu düşünüyorum). kravat zaten şart. takım elbisede koyu renkler tercih edilmeli fakat kahverengiden mutlaka kaçınmalı. yine takım elbisede ayakkabı - kemer renk uyumu önemli. gömlekler temiz, ütülü ve açık renk olmalı. kadınlar ise daha rahat olsalar da özellikle ayakkabı seçiminde dikkatli olmalılar. burnu açık topuklu ayakkabılar vitrinde çok hoş evet fakat üç yıldır ayak bakımı yapmamış bir kadın ayağında gördüğünüz zaman nahoş olabiliyor. bu görüntüden kaçınılmalı. aynı şekilde profesyonel bir görünüm için kısa paçalı, kapri pantolonlar ve şortlar da rafa kaldırılmalı, etek giyilecekse çoraplar fazla abiye olmamalı. boyalı saçların bakımına, koyu renk oje sürülmüş tırnakların hassasiyetine değinmiyorum bile. kadınlar biraz daha rahat dedik ama aslında detayları daha fazla, takılan takıların ve kullanılan aksesuarların da (ör: çanta) yine kurumsal görüntüyle aykırı düşmeyecek, sade ve abartısız olması gerekiyor. ayakkabı konusuna geri dönecek olursak spor ayakkabı yasak. ah işte buna dayanamıyorum. siyah kumaş pantolonun altına beyaz ya da altın rengi detaylı adidas originals’ın muhteşem gittiğini düşünen bir tek ben miyim acaba?

- kılık kıyafet tamam diyelim ve gelelim kurumsal oturma kalkma adabı, büyüklerimize saygı falan.
* sizden üst düzey biriyle yürürken bırakın önden gitsin, kapıdan ilk çıkan o olsun. kapıyı tutmanıza gerek yok hayır.
* yine sizden üst düzey yöneticilerle (SÜDY) konuşurken “bana ismimle hitap et” şeklinde bir izin çıkmadıkça kendisine “sen” diye ismiyle hitap etmeyin.
* SÜDY’e mail yazarken mail’a “merhaba” diye başlamayın. “x bey” ya da “x hanım” olması gereken yazılı hitap şeklidir. mail’ı bitirirken de “bilgilerinize sunarım, görüşlerinize sunarım, uygunluğunuza sunarım” şeklinde her zaman pasif tarafta durduğunuz kalıplar kullanmaya özen gösterin. SÜDY’e iş verir gibi “yardımlarınızı / görüşlerinizi rica ederim” tarzı kalıplar hoş karşılanmıyor.
* asla ve asla bir SÜDY’nin sözünü kesmeyin.
* SÜDY size nasıl olduğunuzu sorduğunda cevap verirken o’nun nasıl olduğunu sormayın. asker mantığı evet ama bu yüzden ortalığı yıkan ÇÜDY’ler (çok üst düzey yönetici) biliyoruz. “iyiyim sağolun” en uygun cevap olacak. d şıkkı.
* iki kişi konuşurken (çok samimi iş arkadaşlarınız değillerse) size fikriniz sorulmadığı sürece lafa atlamayın.
* insanların masaları ve bilgisayarları genellikle kendilerine özeldir. es kaza kısa bir süre için başka birinin masasına oturmanız gerekti, masayı sandalyeyi vs. bulduğunuz gibi bırakın.
* SÜDY’ler sizinle ne kadar samimi olurlarsa olsunlar, siz onlarla olmayın. onlar size rencide edici, iğneleyici espriler yapıp dalga geçebilirler fakat siz kendilerini biraz ti’ye almaya kalkarsanız buz kesilip aranızdaki ast üst ilişkisini hatırlatacaklardır. çizgiyi iyi koruyun. hatt-ı müdafaa yapın.
* asla ve asla tam olarak bilmediğiniz konularda yorum yapmayın, doğruluğundan emin olmadığınız şeyler söylemeyin. hele de bir SÜDY yanında! söylediğinizin arkasında durabilecek gibi değilseniz söylemeyin daha iyi. söz gümüşse sükut hakikaten altındır.
* çok önemli bir durum olmadıkça işe erken gelin, geç çıkmaya çalışın. evet, kesinlikle yüzeysellik, orada fazla durmanız fazla çalıştığınız anlamına gelmiyor ama insanlar böyle algılıyorlar. ayrıca gelmeniz gereken saatten 10 dakika daha önce yerinizde olmanız sizi daha sorumluluk sahibi gösteriyor.
* özel hayatınıza tabii ki zaman ayıracaksınız ama çaktırmayın. mail ile halledebileceğiniz bir şeyse telefonda konuşmayın, konuşsanız bile fısıldamaya çalışın. mail atarken de bazı kurumlarda mail’ların random okunabildiğini aklınızdan çıkarmayın.
* yakın çalıştığınız fakat anlaşamadığınız birileri olabilir. bu kişilerle sözlü tartışmalara girmekten mutlaka kaçının. baktınız konuşma çözümsüz yollara sapıyor, “peki” diyin konuyu kapatın. yeter ki konu kapansın.
* işyerinde duygusal davranmaktan kaçının. hele hele ağladığınızı falan kimse görmesin mümkünse.
* fiziksel temastan ve el şakalarından mutlaka kaçının. yok artık yani.
* gazete okuyun, haberleri izleyin, ülkede olan bitene karşı duyarlı olduğunuzu ve bir fikriniz olduğunu bilsinler.
* herhangi birinden herhangi bir konuda bir teyit / uygunluk vs. alıyorsanız mutlaka yazılı olacak. kayıtları da max 1 yıl olmak üzere tutun. telefon konuşmalarıyla ilgili o kadar çok “ben öyle bişi demedim” zırvalığıyla karşılışıyor ki, şaka gibi.
* yukarıdaki maddeyle de ilintili olarak, işle ilgili konularda babanıza bile güvenmeyin.
* işte mantığını anlayamadıklarımdan biri daha: sizin ya da yakın iş arkadaşlarınızdan birinin pozisyon / birim değiştirmesi, işten ayrılması vs söz konusu ise bunu son gününe kadar devlet sırrı gibi saklayın (?!). bu gizlilik politikasını hakikaten anlayabilmiş değilim.
* anıra anıra gülmeyin, allah aşkına, başımız şişiyor.
* çok uyumlu, pozitif, insanları seven, süper bir insan değilseniz asla olduğunuz gibi görünmeyin. kişiliğinizi binanın giriş turnikelerinde bırakıyorsunuz. nasıl olsa söylemek istediklerinizi söyleyemeyeceksiniz, vermek istediğiniz cevapları ve tepkileri veremeyeceksiniz, nasıl bir kişilikten bahsedebilirsiniz ki?
* vazgeçilmez olduğunuzu falan bir an bile düşünmeyin. sokakta sizin işinizi aldığınız maaşın 2/3′üne yapmak için birbirini çiğneyen tonlarca adam var.
* iş hayatında referans her şeymiş, ben bunu gördüm. hayatta hiçbir şeyiniz olmasa doğru düzgün bir referansınız olsun ve her leveldan beraber iş yaptığınız insanlara özenli davranmaya çok dikkat edin. dünya gerçekten çok küçük ve kimin kimleri tanıdığını, hakkınızda neler söyleyebileceğini (bad mouth) tahmin edemezsiniz.
* bebek muhabbeti sevmeyen bir kadınsanız bu dünyada işiniz gerçekten çok zor. size hiçbir şey söyleyemiyorum.
* işe yeni başladıysanız kimseyle fazla samimi, can ciğer kuzu sarması olmamaya, canımlı cicimli konuşmamaya çalışın. çok mutlu ve hevesli olabilirsiniz yeni işinizle ilgili ama insanların gözünde sahte ve aşırı bir görüntü çizmemek önemli.

..to be continued..

viva la musica!

evet, rock n coke 2008′in iptal olduğu haberini havadis’ten verdik. fakat bu 2008 yazının konsersiz geçeceği anlamına gelmiyor tabii. yazın kulaklarımızın pasını silecek grupların ve etkinliklerin listesini aşağıda veriyorum. bu biletlere para yetiştirebilmek için çok çalışmak lazım çoook!

20 mayıs 2008
kylie minogue @ turkcell kuruçeşme arena
biletler

24 mayıs 2008
chris de burgh @ parkorman
biletler

25 mayıs 2008
morcheeba @ chill out festival (kemer golf & country club)
biletler

06 haziran 2008
jethro tull @ turkcell kuruçeşme arena
biletler

13 haziran 2008
mark knopfler @ turkcell kuruçeşme arena
biletler

20 haziran 2008
opeth @ wattabe festival alanı (uni rock fest)
biletler

21 haziran 2008
testament @ wattabe festival alanı (uni rock fest)
biletler

06 temmuz 2008
whitesnake @ parkorman
biletler henüz çıkmadı.

13 temmuz 2008
judas priest @ turkcell kuruçeşme arena
biletler

13 temmuz 2008
massive attack @ parkorman
biletler

27 temmuz 2008
metallica @ ali sami yen stadyumu
biletler

30 temmuz 2008
lenny kravitz @ turkcell kuruçeşme arena
biletler

03 ağustos 2008
björk @ turkcell kuruçeşme arena
biletler

“ex aşkım bana neler ettin?”

“bir arkadaşım” bugün gülücükler saçarak yanıma geldi ve altı yıllık erkek arkadaşından ayrıldığını “müjdeledi”. kendisiyle daha önce yaptığımız ayaküstü bir konuşmada çok kavga ettiklerini fakat bir türlü kopamadıklarını; ayrılıp ayrılıp barıştıklarını söylediğinde “gerçek aşk”ın böyle bir şey olmadığı yorumunda bulunmuş ve ilişki onu mutlu etmiyorsa hiç zaman kaybetmeden kesip atması yönünde bir tavsiye vermiştim. bu haberi alınca da tekrar barışmayacaklarını umduğumu söyledim. o kadar hafiflemiş ve mutlu görünüyordu ki, bunun son olduğunu ve tekrar başlamayacağını söyledi büyük bir özgüvenle.

bu konuşma beni “eski sevgili” mefhumu üzerinde düşünmeye itti, nedense. ve daha önce bu konuda yazmama motivasyon olabilecek pek çok olay olmasına rağmen, en tarafsız ve sakin bakabildiğim zaman, yani şimdi yazmayı seçtim. ekşi sözlük‘e girip “eski sevgili” diye aratsanız bugün itibariyle 1000+ başlık çıkmaktayken benim geç kaldığım söylenebilir aslında, olsun, geç olsun da güç olmasın.
*
ilişkiler başlar, ilişkiler biter. Devamı…